Mobilya Tasarımcısı Derin Sarıyer: “Estetik kültür bugünden yarına değişecek bir olgu değil”

1.-Derin-SarıyerDerin Design’ı, tasarımı ve tasarımcıyı konuşmak için buluştuğumuz Derin Sarıyer ile sohbet ederken, kendimizi bir anda çok daha içte, çok daha kültürel yapılara göz atan bir düzlemde ilerleyen bir konuşmanın içinde bulduk. 1970’li yılların sonlarından günümüze Türkiye’de tasarım sözcüğünün geçirdiği evreler, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan estetik kültür farklılıkları, enternasyonal değerlerin bizi getirdiği noktalar gibi konulardan hareket ederek geldiğimiz platformda; ev ile işyeri dekorasyonunun ne denli ve hatta neden farklı olduğu sorularının da yanıtlanabildiğini gördük. Öyle ki; ev ve işyeri dekorasyonundan yaşadığımız kentin dekorasyonuna kadar birbirine bağlanan halkalar, günümüze ve yakın geleceğe sıradışı bir çerçeveden de bakılabilineceğini kanıtladı. Bu keyifli sohbetle sizi başbaşa bırakmak istiyoruz.

Derin Design’ın çalışma alanını kısaca nasıl özetlersiniz?

Biz ev ve ofise aynı anda sesleniyoruz. Çalışma alanlarında; genel ofis yapılanmasında da kullanılan tasarımlarımız var, bekleme alanları ve VIP salonlar gibi oluşumlar için de modeller geliştiriyoruz. Lounge’lar, restaurantlar, oteller yine geniş anlamda uygulamalar yapabilme şansımız olan yerler.

Derin Design olarak; hem Aziz Sarıyer’in hem benim hem de çevremizde bize yakın olan diğer tasarımcı arkadaşlarımızın katkılarıyla ürün gamımız genişliyor. Yenilikler yaratmak bizim için önemli. Doğan yeni ihtiyaçlara, kabuk değiştiren beklentilere en doğru yanıtları sunabilmek, sadece ticari açıdan değil, yaptığımız işe duyduğumuz sevgi açısından da bizi tatmin ediyor. Bu yıl da 27 tane yeni ürünümüz var. Koleksiyonun oluşumunda zaman zaman Pentagon Design isimli Finlandiyalı tasarım ofisi de devreye girdi. Arif Özdemir imzalı işler de var yeni çalışmalar arasında.

İki yıl kadar önce AEK firması ile gerçekleşen ortaklığımız da verimli bir şekilde sürüyor. Her geçen gün daha da köklü bir hale geliyor işbirliğimiz. Onların uluslararası büyük projelerinde ürünlerimizi kullanır hale geldik. Bu ortaklığın meyvelerini topluyoruz. Aynı zamanda iç piyasadaki genel durgunluğu ve belirsizliği de gözlemliyoruz. İhracat ayağımız bizi rahatlatıyor şu aşamada. Kısa süre önce Hollanda ve İspanya’da aldığımız siparişlerle ihracat ayağımızı da bir adım daha ileri taşıdık. Bu tip anlaşmalar firmaların moralini yükseltiyor. Çünkü kendinizi sadece bulunduğunuz coğrafyaya değil dünyaya ait hissediyorsunuz. Yaptığınız işin doğruluğunun göstergelerinden biri de bu oluyor.

Ürün tasarım anlayışımıza baktığımızda; Türkiye’de seslendiğimiz coğrafyayı hem iş dünyasının ve yatırımların yoğunlaştığı bölgeler olması hem de estetik ve kültürel zevklerin farklılığı açısından, daha çok Batı ve Akdeniz olarak düşünebiliriz. Hatta iş dünyasında bu genellemeyi neredeyse %80 olarak İstanbul ağırlıklı düşünebiliriz. İstanbul kapasitesinde bir yatırım ayağı başka bir ilimizde, örneğin Yozgat’ta da gerçekleşiyor olsa, bu noktada orada da yoğun bir hareketlilik yaşamamız normal olur. Ancak Türkiye’nin iş dünyası yapılanmasında dengeler ve akış yolu belli.

Ev ve işyeri dekorasyonu arasında nasıl farklılıklar var?

Ofisler; markaların salt satış ya da yönetim organizasyonunu barındıran yerler değil artık. Aynı zamanda markanın ruhunu, bakış açısını, üzerine kurulduğu değerleri de simgeleyen alanlar… Aynı zamanda ofislerin yapılanması artık geniş ve doğru bir planlama ile mümkün. Bu noktalarda iç mimarlara büyük görev düşüyor. Markalar, dünyaya bakış açılarını ve bunu sergileyecekleri ofislerini işin uzmanlarına yani iç mimarlara teslim etmeye başladı. İç mimarlar da iş dünyasında evlere oranla daha bağımsız bir yaklaşım içinde olabiliyor. Çünkü iş yerinde belirli bir proje bitiş süresi vardır. Ofis hazır olacak ki firma çalışmaya başlayacak. Bu aciliyet evlerde yoktur. Evlerde bu çalışma daha çok zevk sürecidir ve ev sahibinin kendi tercihleri, sevdiklerinin önerileri derken o süreç oldukça uzar.

Revolve-02

Evler, her bireyin kendi limanıdır ve bilindik kodların her zaman geçerli olduğu alanlardır. Fakat işyerleri sonuçta dışarısıdır. Dünyaya adapte olması gerekir. Herkese açıktır bu mekanlar. Liman işlevi, korunak görevi yoktur. Günü yakalaması gerekir ve ticari başarı için bilinçli ya da bilinçaltında bunu bilir. Bir firmanın sahibi evinde çok farklı, çok muhafazakar ya da çok klasik bir dekorasyon anlayışı içinde mutlu olabilir, belki zevkleri bu yöndedir. Ancak aynı kişi ofisini dünyanın gelişen trendlerine göre ve çok daha modern, minimal bir çizgide dizayn ettirebilir.

İş dünyasında enternasyonal bir dil ve enternasyonal bir ekonomi var. Onun bir parçasıysanız birçok alanda da ona uyum sağlamanız gerekiyor ve kopuk kalamıyorsunuz. Ev konusu Avrupa ülkelerinde de benzerdir. Kişi evini 18. yüzyıl çizgileri ile dekore etmeyi sevebilir ama ofisi milenyum çağını anlatır. Çünkü insanlar evlerinde geleneksel kodlara daha bağlıdır. Yaşanmışlıklar, geçmişten gelen anılar, nesillerin bıraktığı izler gibi etkenler bu sonucu doğurur. İnsanlar geçmişlerine, dekoratif unsurlarda daha bağlı. Ama teknolojide öyle değil. Bir yüzyıl öncesinin dekorasyonuna bağlı bir bireyin kullandığı araç günümüzün son teknolojisi oluyor genelde, eğer kendisi bir koleksiyoner değilse.

Derin Design’ın globalleşen dünyada seslendiği kültürler hangileri?

Türkiye dışına çıktığımızda, tasarım çizgimiz daha çok batı dünyasına yönelik olarak algılanıyor. Avrupa, ABD gibi… Rusya, Dubai gibi kapitalin oluştuğu farklı lokasyonlarda, maddi kaynaklarla estetik kültür aynı paralelde gelişmediğinden, daha doğrusu estetik kültürün, gustonun sindirilerek elde edilmesi gerekliliğinden dolayı; genel bir pazar oluşturmak çok zor. Maddi bir kaynağı belki bir iki günde oluşturabilirsiniz ama estetik kültür bir iki günde gelişmez. Uzun süreçlerin yanı sıra birçok farklı etkileşimin de beraberinde gelişiyor olması gerekir. Bu tip birçok lokasyonda, maddi gücü üründe anında sergileyebileceğiniz uygulamalar geçerli oluyor. Belki içlerinde kitsch ürünler bile var diyebiliriz.

Biz estetik ve tasarıma yönelik beğeniler açısından daha evrensel olan tarafla ve deyim yerindeyse piramidin üst tarafında kalan bölge ile ilgileniyoruz. Bu yüzden de ürünlerimize ilgi daha çok dünyanın batısı olarak adlandırılan ülkelerden geliyor. Bununla birlikte doğuya geçtiğimizde Japonya gibi özel örnekler de çıkıyor karşımıza. Burada boyutlar konusunda hassas olmamız gerekiyor elbette. Dikey yapılanma, dar alanda çözülen yaşam konforu gibi önemli doneler, tasarımda dikkat etmemiz gerekenler için önemli ipuçları konumunda. Ergonominin bile genetik yapıdan ötürü farklılaşabildiği bir pazar Japonya ve farklı bir hassasiyet gerektiriyor.

Chamfer-01

Blok-two

Türkiye’de tasarım ve tasarımcının geldiği nokta nedir?

Günümüzde ürünü ve tasarımcısını belirtmek artık bir norm haline geldi Türkiye’de ama biz bunu 1999’da ilk koleksiyonumuzu çıkarırken yaptığımızda ilginç geliyordu insanlara. Türkiye’de tasarım ve tasarımcıya bakış açısında sürekli iyiye giden olumlu bir gelişme var. Bu gelişim 1980’li ve 90’lı dönemlerde birkaç yılda bir fark edilen ağır, küçük gelişmeler olarak gözlemleniyordu ama bugün gelişimin getirdiği olumlu tablo günden güne ileriye giden bir hıza ulaştı.

Babam Aziz Sarıyer’in eskiden mağazaları vardı, kendi ürettiği ürünleri satıyordu. O dönemlerde vitrine koyduğu ürünlerin üstüne isimlerini yazar, altına da “Çizen: Aziz Sarıyer” yazarmış. Tasarımcı değil de çizen yazmasının birçok toplumsal sebebi var elbette. Çünkü o günün toplumunda tasarımcı, kelime anlamı olarak bile halk arasında yerini bulmuş değildi. Bu bahsettiğim dönem de 78-79’lu yıllardır. 90’lı yıllardan 2006’lara dek, tasarım olgusunun tartışıldığı bir süreçten geçildi Türkiye’de. İşte bu süreçte sanayiciler de tasarıma yatırım yaparak katma değerlerini yükseltebileceklerini anladılar. Marka olma yolunda bu kavramın ne denli önemli olduğunu gördüler ve en önemlisi dünyaya açılma konusunda ciddi bir özgüvenleri oluştu.

Fine-Bed-02

Bugün ise “tasarımcı” çok kullanılan hatta belki de biraz enflasyona uğramış bir sözcük. Bu yüzden ben eskiden beri kendimi mobilya tasarımcısı olarak tanımlarım. Çünkü yaptığım iş bu. Toplumumuz bazen kavramları birbirine karıştırıyor. Bazısı mimar diyor, bazısı iç mimar diyor, sanki her söylediği tasarımcıya çıkıyor. Ben İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı’nda okudum. Tamam Mimarlık Fakültesi ama ben kapsamlı bir mimarlık eğitimi almadım. Ancak Mimarlık Fakültesi mezunuysanız işte hepsi mimar gibi bir yaklaşım hakim ülkemizde. Mimarlık çok farklı bir uzmanlık, iç mimarlık keza farklı bir uzmanlık.

Çevre Tasarımı da okuduğunuz bir alan ve bir mobilya tasarımcısı gözü ile dünya kenti İstanbul’un kent mobilyaları konusunda sergilediği görüntüye nasıl baktığınızı öğrenmek istiyoruz. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

İstanbul bir dünya kenti, bir metropol olmasına karşın; kent mobilyası ve bunun kent yaşamına, toplumsal gelişmeye katkısı adına çok zayıf. İstanbul dışına çıktığınızda, diğer tüm şehirlerde bu çizginin de altında bir görüntü var ne yazık ki. Heykeller, meydan düzenlemeleri gibi konulara gelene dek, çöp kutusu bile olmayan caddelerimiz olduğunu görmek gerekiyor. O caddelerde bankların olmadığını ya da…

Link-01

Türkiye’de kent mobilyasının kent yaşamına katkısı ile ilgili ciddi deneyimi, bilgisi ve kültürü olan insanlar var ama bu insanlarla bağlantıya geçecek, karar aşamasında rol oynayan kent yönetim kademelerindeki duyarsızlık nedeniyle adımlar atılamıyor. Kısa vadeli düşünülüyor ve nasıl olması gerektiğine dair bir bilinç yok. Sanatı bir süsleme, güzelleştirme, kültürü yaşatma gibi yan cepheden gören yüzeysel bir tanımlama ile algılıyorsanız, cesurca ön cepheden bakmıyorsanız; bu sonucun doğması da normal aslında. Kentlerin yaşayan organizmalar haline gelmesi için sanatla iç içe bir yapılanma içinde olması ve bu yapılanmanın da o kentin kimliğine uygun bir dille hayata geçirilmesi, o estetik kültür dediğimiz kavramın oluşması ile alakalı yine. Günü kurtarmak için yapılan bölük pörçük çalışmaların da devamlılığı olmuyor bu yüzden.

PAYLAŞ : Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someoneBuffer this pageDigg thisFlattr the authorShare on RedditShare on StumbleUponShare on TumblrPrint this page