Klavye delikanlısı mıyız? Yoksa özendiğimiz kadar mıyız?

Klavye delikanlısı mıyız? Yoksa özendiğimiz kadar mıyız?

Adına “sosyal paylaşım platformu” diyoruz. Bir süredir hepimiz, yaşamlarımızın önemli bir yansımasını bu platformlarda sergiliyor, gönüllü olarak halka açıyoruz. Nerede, ne zaman, ne yaptığımızın; bizi bu platformlardan takip edenlerce “beğeniliyor” olması, hayatlarımız içinde en önemli yerlerden birine oturmaya başladı. Öyle ki sadece oturmakla kalmadı, bulunduğu alanı genişletmek için de elinden geleni yapıyor.

Facebook, twitter gibi platformlar oluşmadan önce gençlik ve orta yaşlılık dönemlerini yaşamış olanların genel eleştirileri, daha çok günümüz gençlerine ve hatta kendi çocuklarına yönelik. Bilgisayar, tablet ve cep telefonu olmadan yaşayamayacaklarını düşünüyor, arkadaşları ve çevreleri ile kurdukları sosyal iletişimin sanal ağırlığını eleştiriyor, bunun normal olmadığını savunuyorlar. Ancak “normal” dediğimiz kavram, içinde bulunduğu şartlarla çok farklı şekillerde tanımlanabilen bir olgu. Hatta bu durum, normali kimin tanımladığına göre bile değişiyor.

Şu bir gerçek ki; yeni neslin sanal dünyada kurduğu sosyal iletişim, onlar için gayet normal ve doğal bir durum. Asıl normal ve doğal durmayan; orta yaş dönemindeki insanların da aynı çerçevede davranıyor olmaları. Daha doğrusu, sanal dünyada normal davranamıyor olmaları.

Günümüz gençleri; yaşam alanlarının içine otomatik olarak konumlanan ve onlar için sıradan ve normal olan bu paylaşım biçimini çok daha dürüst ve oldukları gibi kullanıyor. Ne düşünüyorlarsa onu yazıyor, ne istiyorlarsa onu paylaşıyorlar. Gerçekten arkadaş çevrelerindeler onlar. Gerçekten arkadaşları ile nasıl iletişim içindelerse, sanal sosyal ağlarda da aynı samimiyetteler. Ne iseler onlar kısacası.

Oysa sosyal paylaşım platformları ile hayatlarının belli bir yaşında tanışmış olanlar için aynı cümleleri kurmak zor. İstisnalar kaideyi bozmasa da büyük bir çoğunluk için bu şekilde bir kanıya varmak çok da zor değil. Bu platformlarda yapılan paylaşımlara, sergilenen davranış biçimlerine ve yansıtılan kişiliklere bakınca, bu noktayı görmek çok da zor olmuyor.

Evlerinde tüyü dökülüyor diye ya da bakımları ile uğraşamayacakları için kedi-köpek gibi hayvanları beslemeyen ya da besleyemeyenler, sanal ortamlarda hayvan haklarının inanılmaz bir savunucusu olabiliyor, onlar için yuvalar arayabiliyor, hayatlarını bu mücadeleye adamış görünebiliyorlar. Hele de bu tavırları, asıl ortamlarını bilmeyenler tarafından belli bir beğeni düzeyine gelmişse, artık kendisinin bile inanmakta güçlük çekeceği sözler söyleyebiliyor, özendiği insan olmaya çabalamaya başlıyor. Balıkların nesli tükenmesin diyen ev hanımı, akşam kocasının aldığı balıkları buğlama yaparken ya da tasarruftan söz eden bir adamın akşam karısının beğendiği kürkü almak için kafasında planlar oluştururken yaşadığı çelişkiler, bir anlamda kişiliklerin de yeni ve sorunlu bir parçası haline geliyor.

Benzer örnekleri çok farklı alanlara taşımak mümkün. Gerçek hayatlarında politik söylemlerden özenle uzak olmaya çalışanların sanal ortamlarda doğruluğuna inandıkları düşünce için adeta bir nefer haline gelişini görüyoruz örneğin. Çocuklarına nefes aldırmadan ders çalıştıran ebeveynlerin, sosyal platformlarda çocukların çocukluklarını yaşayamamalarından duydukları rahatsızlık gündemi oluşturabiliyor.

Gün boyu pişirdikleri yemeklerin fotoğraflarını yayınlayan, arkadaşları ile gittikleri yemekli toplantılarda masanın donanmış fotoğrafını yayınlayanlar, ertesi gün Afrika’da açlık çeken insanlar için acı ve üzüntü dolu mesajlar ve fotoğraflar paylaşabiliyor. Ya da uzağa gitmeyelim, ülkemizdeki açlık sınırına dikkat çekenlerin, yiyecek et bulamayanlara üzülenlerin; mutfaklarından çıkan lezzetlerin ya da masalarına konan yiyeceklerin paylaşımlarını yapmaları, duyarlılık konusu hakkında enteresan çıkarımlara götürebiliyor insanı.

Kabul etmemiz gerekiyor ki bir şeyleri doğru yapmıyoruz. Doğruları savunmaya, duyarlı olmaya çalıştığımız yerler sanal yerler olarak kaldıkça, ancak bunları gerçekte yaşadığımız hayata adapte etmedikçe; sadece son yılların moda deyimi ile klavye delikanlısı oluyoruz. Özde nasıl bir insan olmak istediğimizi biliyor olmamız önemli. Ama o insan olmak için çabalamak da önemli. Eğer sadece klavyenin başına oturup, rutin hayatımızın düzenini aksatmayacak şekilde düşlediğimiz insanı yaratmaya çabalarsak, işte hiçbir şey samimi olmuyor. Özendiğimiz kadar kalıyor, özenti biri olup çıkıyoruz.

Ya göründüğümüz gibi olalım, ya da olduğumuz gibi görünelim. Özlü sözleri paylaşmakla benimsemek arasında çok önemli farklar olduğunu da unutmayalım lütfen!

Ayranın milli içkimiz olması üzerine…

• Acaba ayranın da sahtesini yapacaklar mı? Sahte ayran içen kör olacak mı?
• Yunanistan ya da Bulgaristan, “Ayranı biz bulduk, milli içeceğimizdir” diyecekler mi?
• Ayran reklamlarının TV’de oynaması, billboard’lara falan çıkması yasak olacak mı?
• Bu derece çalkalayan gençlik çakırkeyif olacak mı?
• Acılı şalgam, ayran ile uyum sağlayacak mı?
• Ayran içmeden önce zeytinyağlı birşeyler yemek iyi gelecek mi bünyeye?
• Ayran-Balık ikilisi prim yapacak mı?
• Orhan Veli ayran kutusunun içinde balık olmak isteyecek mi?
• Duble ayranın ticari satış boyutu kaç ml. olacak?
• Boğma ayran, yağ gibi kayacak mı boğazımızdan aşağı?
• Tekirdağ ayranı içenler “Sabahlar olmasın beyaaa” diyecekler mi?
• Ayranı buzlu, buzsuz, sek, sulu, yanında su ile almak gibi tercihler gündemde olacak mı?

Ayranın milli içkimiz olması üzerine

Gülümsüyorum

İri yarı bir adam kahveye girmiş ve “Hasan kimdir?” diye bağırmış. Adamın biri ayağa kalkmış ve “Penum daa” demiş. İri yarı adam da ayağa kalkan Hasan’ı oracıkta bir güzel pataklamış, yüzünü gözünü kan içinde bırakıp çekmiş gitmiş. Dayak yiyen adam yerde acılar içinde kıvranırken bir yandan da kahkahalarla gülmeye başlamış. Etrafına toplanan kahvedekiler şaşkın şaşkın sormuşlar: “O kadar dayak yedin, yüzün gözün kan içinde. Ne diye gülüyorsun?” Bizimki cevap vermiş: “Penum adım Hasan değul Temel. Nasıl kandurdum o enayiyi diye güleyrum”

Ayın Fotoğrafı

Karlı dağların Güneş ile imtihanı!
Karlı dağların Güneş ile imtihanı!
PAYLAŞ : Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someoneBuffer this pageDigg thisFlattr the authorShare on RedditShare on StumbleUponShare on TumblrPrint this page