Cheers! Ton Ton

Yeni yıla çok acayip bir şeyle giriyorum.

Karnımdaki bebeğimle.

Bir daha belkide hiçbir yılbaşı gecesi karnımda bir bebek olmayacak bu nedenle bu çok özel zaman için dua edeceğim.

Hayatımda neler değişecek bilmiyorum, evet çok korkuyorum.

Aklınızın alamayacağı kadar korkuyorum, heyecan basıyor, sinirden gülesim geliyor.

Bebeğimi çok merak ediyorum.

Vay be diyorum.

Bir zamanlar çocuktuk, şimdi anne oluyorum.

Benim bebeğimde bir gün büyüyecek eski günler ne güzeldi diyecek mi bilmiyorum.

Eskiden ne heyecanla beklerdik yılbaşı gecelerini.

TRT günleriydi. Hangi sanatçıların çıkacağı konuşulmaya başlanırdı haftalar önceden.

Biz çocuktuk.

Skeçlere yarıla yarıla gülerdik.

Özel Christmas filmleri gösterilirdi gözümüzü kırpmadan izlerdik.
Dansöz çıkıp çıkmayacağı çok önemliydi. Nesrin Topkapı en favori dansözüydü annemin.

Türk aklı işte, sofra donatmadan, yemeden mutlu olduğumuzu anlamıyoruz sanırım biz.
Bütün yıl yemediğimiz kadar yerdik o gece.

Muz, kestane, çerez her şeyden fazla fazla olurdu.

Babam mutlaka pasta alırdı.

Hani şu eskiden rulo şeklinde her pastanede bulunan pastalar vardır, içi krema dolu, aslında hiç matah bir şey olmayan. Ama o an dünyanın en lezzetli tatlısı sayılan.
Pastamızı kesip yeni yılımızı kutlardık ailecek.

Soba yanardı ve biz tombala oynardık. Çok neşeli geçerdi bu tombala seansları.
Neden bu kadar basit bir şey bizi bu kadar mutlu ediyordu anlayamıyorum.

Buldum! eskiden anneler babalar çocuklarla hiç oyun oynamazdı ki.

Sadece yılbaşında bizimle oynarlardı, o da tombala.

Demek ki bu yüzden çok mutlu oluyorduk, büyükler bizi adam yerine koyuyor diye.

Şimdi çocukların elinde oyuncak olduk. Pehh !

Eskilerin her şeyi güzeldi geyiğini sonlandıracağım burada, zira bunlar o zaman güzeldi.

Şimdi değil. Şimdi aynı şeyleri yap ve eğlen deseler sıkıntıdan patlarız.

Mesela geçen Christmasta Londra’dan Laurel&Hardy DVD leri aldım.

Çocukken hastasıydım, gülmekten koltuktan düşerdik kardeşimle.

Eve geldik, heyecanla kuruldum koltuğa. Başlattım…. Bu ne beee!!
Hiç komik değil. İçimi baydı kapattım.

Yani bazı şeyler eski anılarıyla güzel, onlar çocuk aklımızla, hayalimizle güzel. İlla eski tadı alacağım diye tutturunca olmuyor, bırakalım dağınık kalsın, hayalimizde hep aynı tadı bıraksın.

2009 geliyor.

Ne fena! Yıllar çok çabuk geçiyor sevgili okur. Bu fena halde canımı sıkıyor. Daha dün gibi hatırlıyorum 2008 için yazı yazdığım günü. Koca koca yıllar geçiyor.
Amsterdam’ a geleli 3 yılı geçti.

Hayatımızda neler neler olup bitiyor ve aslında bu her şeyi kaçırıyoruz hissi yaratıyor bende.

Türkiye ziyaretlerimde Türkiye yetmiyor, daha çok ülkenin perişanlığı, insanların cahilliği, bencilliği üzüyor, başka ülkeler de başka şeyler yavan geliyor. Hepimiz böyle arada tam saadeti bulduk mu bulamadık mı anlamadan yaşıyoruz çoğu zaman.
Böyle olmaması için ne yapmak lazım?

Yaşadığın yanına kar, yaşamak, gezmek, görmek, maceralara atılmak lazım.
Her yıl olduğu gibi “bu yıl yapılacaklar ” listesi çıkarmak lazım.

Bu arada “Bucket List” i izlemediyseniz hemen izleyin, yeni yıl listenizi hazırlarken gerekli motivasyonu sağlayacak bir film kendisi.

Bakın iki gün sonra öbür dünyayı boylamayacağımızı kim garanti ediyor? hiç kimse.
Güzel şeyler yaşayalım, eğlenelim, hayatımızı pozitif kalkanlarla donatalım.
Akşam yemek masasına iki mum yakıp, güzel bir müzik açmak zul gelmesin.
Yaratıcı olalım, hep çoban salata, hep çoban salata yenmez. Farklı salatalar deneyelim.
Kitap alacak paramız yoksa, kütüphanelere üye olalım. Bol bol kitap okuyalım.
Bilgisayarın başından kalkıp biraz etrafımıza bakınalım.

Sanal alemde mutluluk arayıp durmaktan vazgeçelim.

Güzel kahve yapmanın sırlarını keşfedelim.

Hobilerimize vakit ayıralım.

Yapacaksak bir şeyi adam gibi yapalım.

Hani Ateol Behramoğlu’nun dediği gibi ;

“Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi.

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten, sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği “

Öyle dışardan benzin alır gibi enerji alınmıyor.

Abi, doldur depoyu deme şansımız yok maalesef.

Ne yaparsan kendin yapacaksın, yanına kar.

Yada böyle hayıflanıp duracaksın, acıların çocuğuyum diye.

Yani değiş Ton Ton!!! Hadi.

Not: Bu yazı 2008’in son günlerinde yazılmıştır.

PAYLAŞ : Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someoneBuffer this pageDigg thisFlattr the authorShare on RedditShare on StumbleUponShare on TumblrPrint this page