Bodrum’da en şahane, en yalın tatilim ve “yüzüncü maymun fenomeni”

Benim Bodrum kültürüm hiç yoktu. Bu yaşıma kadar hiç Bodrum’da tatil yapmamıştım. Bodrum’u gazeteden, Televole’lerden alıp bir yere koymuş ve hep o vıcık vıcık, İstanbul sosyetesinin kendini gösterme mekanı olan cilalanmış bir yer sanmıştım. Doğası doğa değil, denizi deniz değildi büyük ihtimalle. Bütün gün beach club’larda tonla para döküp yatılır, denize de girilmez, akşam da güneş çarpmasının etkisinden kurtulanlar, gecelere akmaya giderdi. Ah bu önyargılar!..

Benim Bodrum kültürüm hiç yoktu.

Bu yaşıma kadar hiç Bodrum’da tatil yapmamıştım.

Bodrum’u gazeteden, Televole’lerden alıp bir yere koymuş ve hep o vıcık vıcık, İstanbul sosyetesinin kendini gösterme mekanı olan cilalanmış bir yer sanmıştım. Doğası doğa değil, denizi deniz değildi büyük ihtimalle. Bütün gün beach club’larda tonla para döküp yatılır, denize de girilmez, akşam da güneş çarpmasının etkisinden kurtulanlar, gecelere akmaya giderdi. Ah bu önyargılar!.. Haziran ayında izmir’den Bodrum’a doğru yola çıktık sevgilimle. Ben, zaten tatilimiz kısa Çeşme’de takılalım desem de, bu yıl Bodrum’a gidiyoruz demişti ve Bodrum’da otelimizi ayarlamıştı. Sıcaklık henüz 35 dereceyi bile bulmamıştı o hafta ve manzara muhteşemdi. Denizin içine kadar girmiş zeytin ağaçları ve masmavi denizin birleştiği noktada insan gözleme yemek istiyordu. Evet evet bu noktada yapılacak en şahane şey, sıcak bir gözlemeyi tuzlu soğuk bir ayran eşliğinde yemek olmalı.

bodrum

Otelimiz nefis bir koyda idi, Bardakçı Koyu’nda. Aman Allah’ım ne kadar güzel ve sakin bir otel. Hiç kimseler yok sanki. Oysa ne kadar zor yer bulmuştuk. Güney kıyılarındaki o insanı yoran çok turist, çok yemek, çok gürültü ve daha az itinalı turizm yerine Bodrum’da gerçek bir kalite var. Her şey dahil sisteminin olmaması bence harikulade, böylelikle gereksiz yabancı ya da Almancı turist kalabalığından kurtuluyorsun.
Odamıza çıktık, nefis kocaman bir oda, kocaman bir yatak, nefis bir banyo ve çok kaliteli döşenmiş. Bir gün yazlık evim olursa aynen öyle yaptıracağım. Havuz kenarında ve çimlerde rengarenk minderler, plaj tertemiz ve o deniz! Masmavi ve pırıl pırıl bir deniz ve Bodrum’un bu kadar içinde. Şaşılacak şey.

Su insanı öyle güzel okşuyor ki denizde uyumak istiyorsun. Her an dalgasız ve kumlu, tam benim sevdiğim gibi.

Herhalde hayatımın en yalın, en sade, en şahane, en huzurlu tatilini yaşıyorum. Harika bir doğa, bembeyaz evler, begonviller, sardunyalar, akşamları nefis bir serinlik, Bodrum, Bodrum!..

224525025_e70cac0996_o

Öğleden sonraları vücudun diyor ki bir karpuz ye ve hadi git uyu şimdi, nefis bir uyku çekiyoruz. Saat 16.00 gibi uyanıp doğru plaja koşuyoruz ve cup cup denize.
Bol bol kitap okuyorum ve dergi karıştırıyorum ve diyorum ki buradan hiç gitmesem.
Hayat çok zor ve kısa, ama biz de zorlaştırıyoruz biraz. Ben daha az para kazanmak ama yılımın en azından 2-3 ayını böyle hiçbir şey yapmadan bir deniz kenarında bahçemi sulayıp, akşamları balık pişirerek geçirmek istiyorum. Her gün yüzdüğüm için vücudumun ne kadar şekillendiğiyle gurur duyup, bronz tenime minik minik elbiseler geçirivermek istiyorum.

Hayatımın en azından bir döneminde bu şımarıklığı hak ettiğimi düşünüyorum. Sadece bunu nasıl tam olarak uygulamaya koyacağım onu bilemiyorum, üstünde çalışıyorum. Herkesin hayata bakışını, beklentisini değiştirirsek, şirket patronlarının da dahil mesela; insanlara yılın 3 ayında kesintisiz tatil yapma fikri lüks değil gereklilik olarak algılanabilir.

2627471479_d6471411c2_b

Bodrum’dayken okuduğum bir hikayeyi de sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü ben bunları düşünürken, bu hikaye ile cevap da önüme geldi. Öykümüzün adı da Yüzüncü Maymun’un Hikayesi… Bakın nasıl gelişiyor:

Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı bir çok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.

1952′de Koshima Adası’nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor. İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor. İmo’nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi, bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılıyor.

1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini; çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958′in Sonbaharı’nda çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

beach

Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları… Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.

Yani, “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu fenomen şunu gösteriyor:
Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.
Ama “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha “yeni yol”a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası…

“Yüzüncü Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularını taşıyoruz. Yeniliklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyor, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri, takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların…

Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için; yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar.

PAYLAŞ : Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someoneBuffer this pageDigg thisFlattr the authorShare on RedditShare on StumbleUponShare on TumblrPrint this page